FETHEDILEN CHP KALESİ, KAYBEDİLEN GÖNÜLLER
Polis copuyla açılan demir kapı, bir partinin değil; Türkiye demokrasisinin kapısıydı.
22 Mayıs 2026. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 103 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi'nin 38. Olağan Kurultayı'nı 'mutlak butlan' gerekçesiyle iptal etti. Kararın mürekkebi kurumadan polis ekipleri harekete geçti. Türkiye'nin en köklü muhalefet partisinin genel merkezinin demir kapısı, icra memurları ve polislerle zorla kırıldı. Ardından, Özgür Özel'in seçildiği kurultaydan önce partide yönetimde olan isimlerin destekçileri binaya girdi. Sanki bir kaleyi fethetmişçesine poz verdiler.
Oysa binalar PARTİ kalesi değildir. Duvarların fethedilmesiyle zafer kazanılmaz. Asıl mesele şurada: Milyonların gönlündeki o binada hâlâ Özgür Özel oturmaktadır. Kılıçdaroğlu'nun destekçileri koltuklara kurulabilir, asılan afişleri indirebilir; ama seçmenin vicdanını tahliye edemezler.
Ümitsizlik Operasyonu
Bu sahnenin arkasındaki büyük resme bakmak gerek. Türkiye, bugün itibariyle cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlere gidilse yüzde otuz beş bandında oy alan ve AKP'yi geride bırakan bir muhalefet partisiyle karşı karşıya. İktidarın çözümü ise siyasi değil, yapısal: O oyları seçim alanında yenmek mümkün değilse, partiyi seçim alanına sokulmadan parçalamak.
Bu parçalama stratejisinin en sinsi silahı, kaba güç değildir. Asıl silah ümitsizliktir. Şu an muhalefet seçmeni şunu sormaktadır: 'Kendi partilerini yönetemiyorlar, Türkiye'yi nasıl yönetecekler?' Bu soruyu soran seçmen sandığa gitmez. Gitmeyen seçmen, iktidarın oy farkını kapatır. İşte yıllardır oynanan oyun budur; ve bugün, ne yazık ki işlemektedir.
Kılıçdaroğlu'nun bu süreçteki rolü, yalnızca partisini değil, onlarca yılın muhalefet birikimini de harcamaktadır. Seçime girse barajı aşıp aşamayacağı bile bugün tartışma konusudur. Muhalefetin en büyük oy deposu, işbirlikçi bir irade tarafından içten çürütülmektedir.
Piyasalar da Oy Kullandı
Bu siyasi kriz yalnızca sandıklara yansımadı. Yabancı yatırımcılar, yaşanan istikrarsızlık karşısında milyar dolarlık varlıklarını Türkiye'den çekmeye başladı. Merkez Bankası, döviz kurunu savunmak için kısa sürede yedi ila sekiz milyar dolar düzeyinde piyasaya müdahale etmek zorunda kaldı. Kur şoku dalgası, enflasyonla boğuşan vatandaşın cebine bir kez daha vurdu. Siyasi istikrarsızlık, ekonomik yıkıma dönüştü.
Uluslararası basın da bu tabloyu farklı görmedi. Financial Times 'Erdoğan'ın iktidarını sıkılaştıracak tarihi bir karar', Le Monde 'Ankara'da yargısal darbe', Der Spiegel ise 'Erdoğan'ın yargısı muhalefeti felç etti' başlıklarıyla haberleştirdi. Dünya, Türkiye'de yaşananları ne olduğunu gayet iyi anlıyor. Asıl soru, Türkiye'nin kendi içinde ne zaman anlayacağıdır.
103 Yıllık Bir Kapının Kırılması
Tarih bu sahneyi kayıt altına aldı: Türkiye'nin en eski siyasi partisinin demir kapısını polis kırdı. Bu, yalnızca bir binanın değil; yüzyıllık bir kurumun onurunun ayaklar altına alınmasıdır. Kılıçdaroğlu'nun destekçileri o binaya zaferle girerken, Türk demokrasisinin kapısından bir şey çıkıyordu: Hukuk devletine duyulan güven.
Cumhuriyet Halk Partisi teslim olmayacaktır. Çünkü CHP yalnızca bir bina değil, milyonların sesidir. O ses meydanlarda, sokaklarda ve en nihayetinde sandıklarda yeniden yükselecektir. Türkiye bu karanlığı aşacak; ama bu karanlığın içinde kimlerin nerede durduğu da unutulmayacaktır.
Tarih: 25-05-2026