-
ENGİN ÖNEN
Tarih: 10-02-2026 23:58:00
Güncelleme: 11-02-2026 00:11:00
Çeşme ne yazık ki, hem iktidarın hem de belediyeler üzerinden muhalefetin, rant alanı olarak algılayıp, yönetmeye çalıştığı bir yer. Bunu Çeşme Projesi ve Yeni Çeşme Projesi girişiminde net olarak gördük.
Saray iktidarının, mahkeme kararına rağmen, tekrar gündeme getirdiği Yeni Çeşme Projesine, Büyükşehir, Çeşme Belediye yetkilisi ve İzmir milletvekilinden destek açıklamaları basına yansıdı.
Bu çok büyük bir özelleştirme girişimidir ve inşaat olamayan her alanın ranta açılması anlamına geliyor. Bundan dört beş yıl önce de Sarayın Bakanı ile CHP’li belediye başkanları ayda bir buluşup, cilveleşiyorlardı. Ta ki, Bilirkişi Raporu yayınlanıncaya kadar.
Ardından Çeşme’de çok sayıda turizm alanına rezidans yapılması ve plan dışı ama holdingler ile inşaat baronlarının aldığı alanların imara açılmasında yine iktidar ile muhalefet işbirliği görüldü.
Aynen Basmane Çukurunun, %70’nin ticari imar ile özelleştirilmesinde, Büyükşehir Meclisinde bütün partilerin oybirliğinin sağlanması gibi. Oysaki mahkemede bu alanın kamuya dönüşünün çok güçlü ihtimal olduğunu, İzmir Barosu basın duyurusundan anlıyoruz.
Tekrar Çeşme’ye dönelim. Yeni Çeşme Projesinden sonra, onun bir parçası olarak, Saray iktidarı şimdi, Çeşme Otoyolunu özelleştirmeyi gündeme almış gibi gözüküyor. İzmir milletvekilleri değil de başka bir CHP’li vekil bunu gündeme getirince, haklı olarak tepki oluşuyor.
Çeşme Otoyolu da özelleştirilmemeli, Çeşme hazine arazileri de özelleştirilmemeli, Çeşme Belediyesine ait arsalar da özelleştirilmemelidir. Bu istemezükçülük değildir. Yurtseverlik ve Cumhuriyetçiliktir. Özelleştirilmiş alanlar, ticari alanlardır ve kar amacına hizmet eder. Oysaki Kamusal alanlar, yurttaş mekanıdır. Ortak alanlardır. Bir şehirde ortak alanlar ne kadar fazla ise, o şehirde yurttaş alanı o kadar fazladır.
Cumhuriyetçiler kente ticari alan olarak değil, ortak yaşam alanı olarak bakarlar. Neo liberaller ise, her mekana ticari değeri üzerinden bakarlar.
Marka kent hevesi ile neo liberal kent politikalarını uygulayan kent yöneticileri, Port Alaçatı’yı ve eski köy merkezini, kamu yararını ihmal ederek, ticarileştirdiler. Port Alaçatı’da, kamu arazileri ve mekanları tamamen ticarileşti ve Alaçatılıları dışarı atmıştı. Aynı şey Alaçatı merkezinin ticarileşmesi ile yaşanmıştı. Meydanlar kafeterya, sokaklar restoran, eski kamu binaları otel olmuştu.
Alaçatı marka kent oldu ve Cami/kilise bahçesi dışında yurttaş mekanı kalmadı. Eski Halkevi ve Belediye binası da maalesef Müftülüğe devredildi ama hiçbir belediye yöneticisi buna karşı çıkmadı ve direnmedi.
Çeşme’de CHP, uzun zamandır yerel iktidarı elinde bulunduruyor. Bazı konularda iktidar ile uyumlu ama bazı konularda da ters düşüyor. Şimdi Çeşme Otoyolunun özelleştirilmesine karşı çıkmak, çok doğru bir politika. Ama Yeni Çeşme Projesine de aynı gerekçe ile karşı çıkmak gerekir.
Çeşme hazine arazilerinin özelleştirilmesi de Belediye arsalarının satışı ve özelleştirilmesi de en az Otoyol Özelleştirilmesi kadar önemlidir.
İktidar ile muhalefet arasında şehirlere ve kamusal alanlara bakışta tutarlı bir farklılık olmalıdır ki, bu iktidardan kurtulmanın bir anlamı olsun. Aksi halde iktidar gibi bir muhalefet, bu yağmayı durdurmak umudunu kaybetmek anlamına gelecektir.
Çeşme, Bakanlıklar üzerinden iktidarın ve belediye üzerinden de muhalefetin rant alanı olarak algılandığı sürece, sadece rezidans çöplüğü olmakla kalmayacak, yağmanın alanı olacaktır.