-
ESEN GÖKTOĞAN
Tarih: 29-08-2026 17:48:00
Güncelleme: 29-08-2026 17:48:00
30 Ağustos yalnızca bir zafer tarihi değildir.
30 Ağustos, emperyalizme karşı bağımsızlığın, teslimiyete karşı direnişin, bir halkın kendi geleceğine sahip çıkmasının adıdır.
Bundan 104 yıl önce Dumlupınar’da kazanılan zafer, yalnızca bir ordunun başka bir orduyu yenmesi değildi. O zafer, Anadolu’nun emperyalist güçler tarafından paylaşılmasına karşı halkın “Buradayım ve kendi geleceğime kendim karar vereceğim” demesiydi.
Bugün 30 Ağustos’u kutlarken, Türkiye’nin önüne getirilen ve artık yasalaşan Çerçeve Yasa’yı da bu tarihsel perspektiften değerlendirmek zorundayız.
Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi’nin 8 Ağustos’ta yaptığı açıklamada söylediği gibi, mesele yalnızca yasanın birkaç maddesinden ibaret değildir. Asıl mesele, bu yasanın hangi Türkiye’nin önünü açacağıdır. THTM, düzenlemeyi Cumhuriyetin yıkımı ve yeni bir anayasal düzen arayışı bakımından kritik bir dönemeç olarak değerlendirmiş; laiklik, yurttaşlık hukuku, eşitlik ve bağımsızlık temelinde güçlü bir itiraz ortaya koymuştur.
İşte 30 Ağustos tam da bu noktada bize yeniden sesleniyor.
Çünkü 30 Ağustos’un mirası, Türkiye’nin geleceğini emperyalist güçlerin hesaplarına, işbirlikçilerin pazarlıklarına ya da dar siyasi çıkarların gündemine teslim etmemektir.
30 Ağustos’un mirası bağımsızlıktır.
Ama bağımsızlık yalnızca sınırlarımızın korunması değildir.
Ekonomik, siyasi bağımsızlık ile laik ve eşit yurttaşlık hukukudur.
Halkın kendi ülkesinde söz ve karar sahibi olmasıdır.
Ve en önemlisi, Türkiye’nin başka güçlerin savaş hesaplarında kullanılmasına izin vermemektir.
Bu nedenle bizim yolumuzu aydınlatan yalnızca Büyük Taarruz’un zaferi değildir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü de bu mücadelenin ayrılmaz parçasıdır.
Bugün bölgemiz savaşların, emperyalist müdahalelerin ve yeni paylaşım hesaplarının ortasındayken bu söz her zamankinden daha günceldir.
Türkiye’nin ihtiyacı, savaşların büyüdüğü bir coğrafyada daha fazla silahlanmak, daha fazla bağımlılaşmak ve emperyalist güçlerin hesaplarında yeni roller üstlenmek değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı barıştır.
Yurttaşlık hukukunu koruyan gerçek bir kardeşlik.
Laikliği güvence altına alan gerçek bir eşitlik.
Ve bağımsızlığı esas alan bir dış politika.
Çünkü barış adına Cumhuriyetin tasfiyesine,
demokrasi adına halkın iradesinin sınırlandırılmasına,
özgürlük adına laikliğin geriletilmesine,
kardeşlik adına eşit yurttaşlığın ortadan kaldırılmasına
hayır demek zorundayız.
30 Ağustos bize bir başka gerçeği de hatırlatıyor:
Kurtuluş Savaşı’nın başarısı, yalnızca birkaç komutanın iradesiyle açıklanamaz. O zaferin arkasında yokluklar içinde mücadele eden, bedel ödeyen, cepheye erzak taşıyan, evladını savaşa gönderen milyonlar vardı.
Yani zaferin gerçek sahibi halktı.
Bugün de Cumhuriyetin geleceğini belirleyecek olan halktır.
Meclis’te atılan imzalar, kaldırılan eller, çıkarılan yasalar tarihsel sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, her karar sahiplerine bir sorumluluk yükler.
Çerçeve Yasa’nın kabul edilmiş olması da Cumhuriyetçi mücadelenin sona erdiği anlamına gelmez. Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi’nin açıklamasında vurgulandığı gibi, bu ülkenin Cumhuriyetçi birikimi hâlâ vardır.
Asıl mesele şimdi başlıyor.
Çünkü tarih bize şunu öğretiyor:
Bir ülkenin kaderi önceden yazılmış değildir.
Bir halkın sessiz kalacağı varsayılamaz.
30 Ağustos’ta emperyalist işgale karşı ayağa kalkan halkın torunları bugün de kendi ülkesinin geleceğine sahip çıkabilir.
Yeter ki Cumhuriyetin değerlerini geçmişte kalmış hatıralar olarak değil, bugünün mücadele başlıkları olarak görelim.
Yeter ki bağımsızlığı, laikliği, eşit yurttaşlığı, emeği ve barışı aynı bütünün parçaları olarak savunalım.
30 Ağustos’un bize bıraktığı miras budur.
Geçmişte başardık.
Yine yaparız.
Emperyalizme karşı bağımsızlığı, gericiliğe karşı laikliği, sömürüye karşı emeği, ayrıştırmaya karşı eşit yurttaşlığı, savaşa karşı barışı savunacağız.
Yıkımın çerçevesine değil, Cumhuriyetin yeniden ayağa kaldırılmasına ihtiyacımız var.
Çünkü 30 Ağustos bize, zor zamanlarda bile umudun, kararlılığın ve ortak bir geleceğe inanmanın mümkün olduğunu öğretti.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlık mücadelemizin bütün kahramanlarını saygı, minnet ve özlemle anıyoruz.
- Su Hakkı Piyasaya Teslim Edilemez...
- Sivas'tan NATO Zirvesi'ne Uzanan Hat
- 15-16 HAZİRAN'IN SORDUĞU SORU
- Anneler Günü: Çiçeklerin Örtemediği Gerçek
- Hıdırellez: Ölümsüzlük, Direniş ve Sorumluluk
- 23 Nisan’ın Mirası: Geleceği Gençlerle Kurmak
- Köy Enstitülerini Anarken: Bugünü ve Geleceği Sorgulamak
- Güvenlik Değil, Toplumsal Çöküş
- 4 Nisan…
- 18 Mart: Çanakkale’nin Hatırlattığı Bağımsızlık Ruhu
- YOLLAR HALKINDIR, SATILAMAZ
- 14 Mart: Tıbbiyelinin Cüreti, Bugünün Sorumluluğu