-
ESEN GÖKTOĞAN
Tarih: 02-07-2026 23:14:00
Güncelleme: 02-07-2026 23:14:00
2 Temmuz'u yalnızca bir katliamın yıldönümü olarak anmak eksik kalır. Asıl soru, o katliamı mümkün kılan siyasal iklimin nasıl yaratıldığı ve bugün o iklimin hangi biçimlerde sürdüğüdür.
Sivas Madımak Katliamı, yalnızca dinci bir güruhun öfkesinin sonucu değildi. O gün yakılmak istenen; Cumhuriyet'in aydınlanmacı birikimi, laiklik, bilim, sanat ve emekten yana bir Türkiye özlemiydi. Katliamın öncesinde günlerce süren provokasyonlar, devletin seyirci kalışı ve sonrasında gerçek sorumluların ortaya çıkarılamaması, olayın yalnızca "kontrolden çıkmış bir linç" olarak açıklanamayacağını gösterdi.
Aydemir Güler'in soL Haber'e yaptığı değerlendirmede dikkat çektiği gibi, 1993 Türkiye'sini anlamadan Sivas'ı anlamak mümkün değildir.
12 Eylül darbesiyle başlatılan yeniden yapılandırma programı, 1990'lara gelindiğinde beklenen sonucu tam olarak vermemişti. Emek hareketi yeniden ayağa kalkıyor, kamu emekçileri örgütleniyor, Cumhuriyet'in ilerici birikimi tüm baskılara rağmen yaşamaya devam ediyordu. Egemen sınıflar açısından yeni bir yönelim gerekiyordu.
Güler'e göre Sivas Katliamı, bu yönelimin en önemli dönemeçlerinden biridir. Amaç yalnızca aydınları hedef almak değildi; laikliği, Cumhuriyetçi toplumsal zemini ve emekçi muhalefetini sindirmekti. Nitekim katliamdan sonra Türkiye'nin siyasal dengeleri hızla değişmiş, dinci siyasetin önünü açan süreç derinleşmiş ve bu yol sonunda 2002'de AKP iktidarına kadar uzanmıştır.
Bu değerlendirme, Sivas'ı yalnızca iç siyasetin konusu olarak görmüyor. Röportajın en çarpıcı yanı da burada başlıyor.
Soğuk Savaş boyunca NATO'nun Sovyetler Birliği'ni kuşatma stratejisinin önemli ayaklarından biri olan Yeşil Kuşak Projesi, siyasal İslam'ın ve tarikatların güçlenmesinde önemli bir rol oynadı. Türkiye'de dinci gericiliğin yalnızca toplumsal değil, aynı zamanda uluslararası stratejilerin de parçası olduğu görüşü bu çerçevede ele alınıyor.
Kontrgerilla tartışmaları, faili meçhul cinayetler, aydın suikastları ve Sivas gibi olaylar da bu geniş tarihsel çerçeve içinde değerlendiriliyor.
Bugün ise tarih farklı biçimlerde yeniden karşımıza çıkıyor.
7-8 Temmuz'da Türkiye NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak. Ukrayna-Rusya savaşıyla birlikte NATO, Karadeniz ve Avrasya hattındaki askeri ve siyasi varlığını daha da güçlendirmeye çalışıyor. Bu süreçte Türkiye'nin hangi rolü üstleneceği yalnızca bir dış politika tercihi değil, Cumhuriyet'in bağımsızlık anlayışı açısından da önemli bir tartışma başlığıdır.
Aydemir Güler'in dikkat çektiği bir başka nokta da budur. Ona göre, geçmişte "denge siyaseti" izlediğini söyleyen iktidar, bugün yeniden Atlantik ekseninde kendisine biçilen role daha fazla yaklaşmaktadır. Bunun temel nedenlerinden biri de içeride yaşanan yönetme krizini aşabilmek için dış destek ve uluslararası meşruiyet arayışıdır.
Bu değerlendirmeye katılalım ya da katılmayalım, üzerinde düşünülmesi gereken temel soru değişmiyor:
Türkiye'nin geleceği, büyük güçlerin jeopolitik hesaplarında bir ileri karakol olmak mıdır; yoksa Cumhuriyet'in kuruluş felsefesindeki tam bağımsızlık çizgisini yeniden güçlendirmek midir?
Tam da bu nedenle 2 Temmuz'u yalnızca geçmişin acısı olarak değil, bugünün siyasal tercihlerini sorgulatan bir tarih olarak okumak gerekiyor.
Atatürk'ün "Tam bağımsızlık" anlayışı yalnızca Kurtuluş Savaşı'nın değil, bugün de Türkiye'nin önündeki en temel pusulalardan biridir.
Sivas'ta yakılmak istenen aydınlanma düşüncesini yaşatmanın yolu da, ülkeyi gericiliğin, emperyalizmin ve bağımlılık ilişkilerinin dışında; laik, demokratik, tam bağımsız ve emekten yana bir Cumhuriyet hedefiyle buluşturmaktan geçmektedir.
Çünkü tarih bize bir gerçeği defalarca gösterdi:
Bağımsızlığın zayıfladığı yerde demokrasi de, laiklik de, halkın iradesi de zayıflar.
- 30 Ağustos’tan Bugüne: Yıkımın Çerçevesine Hayır, Cumhuriyet İçin Yeniden Ayağa Kalkacağız
- Su Hakkı Piyasaya Teslim Edilemez...
- 15-16 HAZİRAN'IN SORDUĞU SORU
- Anneler Günü: Çiçeklerin Örtemediği Gerçek
- Hıdırellez: Ölümsüzlük, Direniş ve Sorumluluk
- 23 Nisan’ın Mirası: Geleceği Gençlerle Kurmak
- Köy Enstitülerini Anarken: Bugünü ve Geleceği Sorgulamak
- Güvenlik Değil, Toplumsal Çöküş
- 4 Nisan…
- 18 Mart: Çanakkale’nin Hatırlattığı Bağımsızlık Ruhu
- YOLLAR HALKINDIR, SATILAMAZ
- 14 Mart: Tıbbiyelinin Cüreti, Bugünün Sorumluluğu