-
ÖMER ÖNAL
Tarih: 21-10-2026 11:03:00
Güncelleme: 21-10-2026 11:06:00

Sayın Alev Coşkun, 1978 yılında Turizm Bakanı iken selden etkilenen Alaçatı'ya gelerek halkın derdini dinledi, insanlara moral verdi; hasar gören bütün vatandaşlarımızın yaralarını sarmak, mağdur olanların acılarını dindirmek için büyük bir gayret gösterdi. O günleri özlemle anıyorum. Sel, birçok insanımızı zor durumda bırakmıştı; o gün bize en çok gereken şey de bir dost eli, bir yürek sıcaklığıydı. Eski siyasetçiler vatanını, milletini, vatandaşını seven insanlardı; Peki bugün de öyle mi? Bugün bakanlar yalnızca Cumhurbaşkanının yorumlarıyla, verdiği emirlerle görev yapıyor.
Alev Coşkun, 1936 yılında Ödemiş'te doğdu; İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdikten sonra 1960'ta İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Henüz 25 yaşındayken, 1961 Anayasası'nı hazırlayan Kurucu Meclis'in seçimle gelen en genç üyesi oldu. 1973-1980 yılları arasında iki dönem CHP İzmir milletvekilliği yaptı; 5 Ocak 1978 ile 12 Kasım 1979 arasında Ecevit hükümetinde Turizm ve Tanıtma Bakanı olarak görev yaptı. Bakanlığı döneminde Turizm Araştırmaları Bölümü'nü kurdu, Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi'ne katkı sağladı. Sonraki yıllarda Cumhuriyet gazetesinde çalıştı, 2004'e kadar yönetim kurulu başkanlığını yürüttü; birçok kitap yazdı. Ödemiş'ten çıkıp Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet ve demokrasi adına bakan olmuş, insanına ve devletine sadık bir devlet adamıdır. Onu sevgi ve şükranla anıyorum.
Bir zamanlar ön seçim çalışmaları için Çeşme'ye gelmişti; beni de ziyaret etti, terzi dükkânıma uğradı. Babasının da terzi olduğunu söyleyince aramızda kendiliğinden bir yakınlık doğdu. Terzilik benim için yalnızca bir meslek değil, insanları dinlemenin, onlarla dertleşmenin de bir yoluydu; dükkânıma gelen herkesle olduğu gibi onunla da gönülden konuştuk. “Ömer Usta, milletvekili adayı olmak için çalışıyorum; bu vatana, bu ülkeme hizmet etmek istiyorum” dedi. Ben de ona, “Her zaman senin yanındayım; yapabileceğim bir şey varsa, bütün yaşamım boyunca sevdiğim insanlara seni anlatacağım” diye cevap verdim. İçten, hoş bir sohbet ettik. Sonra yanımdan ayrıldı, Çeşme'yi gezdi, diğer ilçelerde çalışmak üzere mücadelesine devam etti. Arkasından baktığımda, bir milletvekili adayından çok, memleketine hizmet etmek için yola çıkmış bir evladımızı görüyordum.
Son günlerde siyasetin seviyesinin ne kadar düştüğünü üzülerek görüyorum. İnsanlar kendi akıllarıyla, vicdanlarıyla düşünüp karar vermek yerine, birilerinin kendilerini yönlendirmesini bekliyor; oy verme işlemi de çoğu zaman bu bekleyişle yapılıyor. Oysaki oy vermek, insanın vatanına karşı en önemli görevlerinden biridir ve ancak bilinçle kullanıldığında bir anlam taşır.
Son günlerde İzmir'de yaşanan bir gelişme de İzmir'de 15 yıl büyükşehir belediye başkanlığı yapmış Aziz Kocaoğlu, 78 yaşında, memleketinin ve İzmir'in zor durumda olduğunu anlatarak il başkanlığı için aday adayı oldu. Yapılan ön seçimde üyeler, 18.511 oy alan genç il başkanı Çağatay Güç'ü seçti; Kocaoğlu ise 14.167 oy aldı. Tabii ki gençlere saygı duyuyorum, onların çok önemli yerlere gelmesini isterim; genç kardeşimizin adaylığını ve kazanmasını da takdirle karşılıyorum. Ama böyle tecrübeli, güzel bir insana bu durumda bir dönem şans verilmesine imkân verilebilirdi. İzmir'i İzmir anlayışıyla, İzmir siyasetiyle yeniden toparlamak için mücadele edeceğini anlatan o güzel sözleri tarihe geçecektir.
1989 yılında Alaçatı Belediyesi seçimleri için üç aday vardı. O dönem SHP belde başkanı olarak, Alaçatı'ya gönül veren ve Alaçatı'yı muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak bir belediye başkanı seçilsin diye bir ön seçim hazırlamıştık. Ben ve belde yönetim kurulu üyeleri olarak hiçbir adayı öne çıkarmadık, hiçbirini kırmadık, kimseye “şu adaya oy vereceksiniz” demedik; halkın kendi değerli adayını seçebilmesi için ön seçim yaptırdık ve bu düşüncemize sadık kaldık. Bugün İzmir'de ise 28 ilçe başkanı, il başkanlığı için bir adayın etrafında toplandıklarını açıkladı. Bu demokrasi midir? Halkın seçebileceği adaya böyle yön vermek, bir bakıma dikte ettirmek değil midir? Bunu anlatmak istedim.
Aradan yıllar geçti ama o karşılaşmanın bende bıraktığı iz hâlâ taze. Verdiğim sözü unutmadım; sevdiğim insanlara onu anlatmaya devam ediyorum, bu yazı da o sözün bir parçasıdır. Bu insanlar vatanlarını ne kadar çok seviyorlardı, memleketlerine hizmet etmek için ne kadar gönüllüydüler. Bir devlet adamını büyüten şey makamı ya da unvanı değil, halkının derdini kendi derdi bilmesidir. Peki bugün, öyle bakanları, siyasetçileri görmek mümkün mü?
Saygı ve sevgilerimle…
- KOMŞULUKLARIN GÜZEL İNSANLARI
- ALAÇATI’NIN SESSİZ SANATKÂRI: EMİN KIRÇAKÇI
- ALAÇATI’DA BİR BELEDİYE BAŞKANININ YARIM KALAN HİKÂYESİ
- “İKİ YAKA BİR HAYAT”
- ŞİDDETE SON VERECEK ŞİDDET Mİ?
- ALAÇATI’DAN BİR ÇAĞRI: YENİDEN MUHABBET EDELİM
- ÜRETEN ALAÇATI’DAN TURİZMİN ALAÇATI’SINA
- YİRMİ YIL SONRA ZEYTİN AĞAÇLARIM BANA GÜLÜMSÜYORDU
- BİR BABANIN GÖZÜNDEN: OĞLUMUN EDEBİYAT YOLCULUĞU
- GÜRÜLTÜDEN KİTAPLARA SIĞINMAK
- ALAÇATI'NIN GÜZEL İNSANI: ÖZER SALKIM
- KALEMİN SESSİZ YOLCULUĞU