-
ÖMER ÖNAL
Tarih: 08-04-2026 17:22:00
Güncelleme: 08-04-2026 17:22:00
Geçtiğimiz günlerde yolum İzmir’e düştü. Kızımla birlikte Alsancak sokaklarında yürüdük. O, bu semti benden çok daha iyi tanıyordu; ben ise hayatım boyunca belki birkaç kez uğramış, biraz yabancı kalmıştım bu sokaklara.
Yürürken hem sohbet ettik hem de zamanın izlerini takip ettik. Bir ara kızım durdu, vitrini boşalmış dükkânları işaret ederek,“Baba, bak… buralar eskiden kitapçıydı,” dedi.
Bu cümle, sadece bir tespit değildi. İçinde bir devrin kapanışı, bir sessiz vedanın yankısı vardı. Ben de bir kitapçı olarak, Çeşme’nin o meşhur caddelerinde bir zamanlar yan yana dizilmiş dükkânları hatırlıyorum. Her biri bir başka dünyaya açılan kapıydı. Şimdi o kapıların çoğu kapalı. Kepenkler inmiş, raflar susmuş, sayfalar dağılmış…
Oysa kitapçı dediğimiz yer, yalnızca kitap satılan bir dükkân değildir. Orası, insanın kendine rastladığı bir duraktır. Bir cümlede durup düşündüğü, bir sayfada kendini bulduğu, bazen de kaybolduğu bir yerdir. Kitapçı, bir şehrin hafızasıdır aslında; görünmeyen ama hissedilen ruhudur.
Bugün yayınevleri zorlanıyor, kitap maliyetleri artıyor, kâğıt dışarıdan geliyor. Bir kitabın sayfaları artık sadece bilgi taşımıyor; aynı zamanda ağır bir ekonomik yük de taşıyor. Beş yıl önce ulaşılabilir olan kitaplar, bugün birçok insan için lüks hâline geldi. İnsanlar belki dijital sayfalara yöneliyor, ama hiçbir ekran bir kitabın kokusunu, sayfalarının hışırtısını, o sessiz temasını veremiyor.
Kasaba kitapçıları ise bu dönüşümün en kırılgan yerinde duruyor. Artan kiralar, vergiler ve giderler arasında ayakta kalmaya çalışıyorlar. Açık konuşmak gerekirse, eğer kendi dükkânım olmasaydı, bugün bu işi sürdürmem neredeyse imkânsız olurdu. Bu şartlarda bir kitapçı açmak, yalnızca ticari bir karar değil; aynı zamanda bir inat, bir direnç ve belki de biraz hayalperestlik ister.
Çeşme gibi elli bin nüfuslu bir yerde bugün tek bir kitapçı kalmışsa, bu yalnızca bir esnaf hikâyesi değildir. Bu, bir toplumun kitapla kurduğu bağın zayıflamasıdır. Belki ben, tükenmekte olan bir geleneğin son temsilcilerinden biriyim. Ne kadar daha direnebilirim, bilmiyorum. Ama direnmenin kendisinin de bir anlamı olduğuna inanıyorum.
Devletin kitapta KDV’yi sıfırlaması elbette kıymetli bir adımdır. Ama yeterli değildir. Bir ülkenin kâğıdını üretememesi, aslında düşüncesini de dışarıya bağımlı hâle getirir. Oysa kitap, bir milletin hafızasıdır. Bu hafızayı korumak, yalnızca bireylerin değil, devletin ve yerel yönetimlerin de sorumluluğudur.
Çünkü bir şehirde kitapçı yoksa, o şehirde sadece dükkânlar değil, hayaller de kapanır.
Kalın sağlıcakla.
- BİR ZAMANLAR TAŞINABİLİR RADYOLARIMIZ VARDI
- HAYAL GERÇEK OLUYOR: ALAÇATI’DA EDEBİYAT SOKAĞA TAŞIYOR
- ALAÇATI ARTIK KORUNMALI
- ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU
- YILDIZ ABLA VE ERDOĞAN ABİ
- HAZAN MEVSİMİ
- Sokakların Kanunu ve Alaçatı’da Hatırlamanın Ahlâkı
- Alaçatı’nın İbroş Abisi
- HAKİM NİHAT TINAZ; BIR ALAÇATI HAFIZASI
- ALAÇATI’NIN KAYBOLAN GÖLGESİ
- Selamsız Geçilmeyen Evlerden Selamsız Sokaklara
- 1974 Hatıralarım: Gençliğin Dikişleri