-
SELMA ARTAR
Tarih: 14-03-2026 11:51:00
Güncelleme: 14-03-2026 19:24:00
14 Mart aslında bir bayram değil, işgale karşı bir direnişin günüdür.
Sultan II. Mahmut, Yozlaşan Yeniçeri Ordusu'nu ortadan kaldıran yeni bir ordu kurar. Bu yeni ordunun hekimlere ve cerrahlara ihtiyaçları vardır. 21 yıllık hekimbaşılık görevine taşınan Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi, 26 Aralık 1826'da II. Mahmut'a bir dilekçe sunarak bir tıp okulu eğitimini ister ve padişahtan onay alır. Bu onayla birlikte, 14 Mart 1827'de Şehzadebaşı'ndaki Tulumbacıbaşı Konağı'nda “Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” adıyla modern tıp eğitiminin ilk kurumu kuruldu.
Bu tarih, Türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilir. Ancak 14 Mart'ın Tıp Bayramı olarak anılmasının asıl hikâyesi bundan çok daha farklı. Çünkü bu gün yalnızca bir meslek günü değildir; aynı zamanda bir direnişin sembolüdür.
1919 yılının Mart ayında İstanbul işgal altındadır. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, yani anında Gülhane Askerî Tıp Akademisi İngiliz askerleri tarafından işgal edilir. Tıbbiyenin değişimi bu durumu kabullenmez. Okulu kurtarmanın ve işgale karşı seslerini yükseltmenin bir yolunu ararlar. Ancak bunu doğrudan yapmak mümkün değildir. İşgal güçlerinin şüphelerini güçlendirecek bir yöntem bulurlar: Okulun kuruluş yıldönümünü kutlamak.
Aslında bu kutlama bir protestodur.
14 Mart 1919'da Tıbbiyeli Hikmet Efendi'nin hükümdarlığında büyük bir gösteride yer aldı. Okulun iki kulesinden dev bir Türk bayrağı asılır. İşgal kuvvetleri müdahale eder, fakat bu kararlılığı durduramaz. Böylece 14 Mart, yalnızca bir tıp bayramı değil, aynı zamanda kesintinin gücünün simgesi hâline gelir.
Tıbbiyelilerin temsilcisi olarak seçilen Hikmet Efendi daha sonra İstanbul'dan ayrılma nedeniyle tutuklanma tehlikesine yakalandı ve Sivas Kongresi'ne Askerî Tıbbiye temsilcisi olarak katıldı. Sivas Kongresi'nde yaptığı konuşma ise tarihe geçiyor.
“Paşam, murahhası bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarma yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsunlar şiddetle reddeder ve kınarız. Farz-ı muhal manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil vatan batırıcısı olarak adlandırır ve tel’in ederiz.”
Bu sözler üzerine Mustafa Kemal Paşa şu cevabı verir:
“Arkadaşlar, gençliğe bakın. Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin. Vatanın bütün ümit ve istikbali gençlerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır.”
Ardından Hikmet Bey’e dönerek şöyle der:
“Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya İstiklâl Ya Ölüm!”
Mustafa Kemal’in bu sözleri üzerine Hikmet Bey yerinden fırlayıp “Var ol Paşam!” diyerek Mustafa Kemal’in elini öper.
Tıbbiyeli Hikmet daha sonra Kurtuluş Savaşı’na katılır ve savaşın ardından genel cerrah olarak görev yapar. Aslen Balıkesir Savaştepelidir. Gazeteci ve sanatçı Orhan Boran’ın babasıdır.
Tıbbiyelilerin yaktığı bu meşale Cumhuriyet döneminde de güçlü bir şekilde taşınır. Cumhuriyet’in ilk Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam, “Halkın sağlığını korumak devletin birinci vazifesidir” diyerek önemli reformlara imza atar. Türkiye’de aşı üretiminin öncüsü olan Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün kurulmasında büyük rol oynar.
Türkiye’nin ilk kadın doktoru Dr. Safiye Ali, eğitim almak için Almanya’ya gitmek zorunda kalır. Yurda döndüğünde “kadın doktor istemeyen” bir zihniyetle karşılaşmasına rağmen mücadele eder ve anne-çocuk sağlığı alanında öncü çalışmalar yapar.
Prof. Dr. Hulusi Behçet, 1937 yılında kendi adıyla anılan Behçet Hastalığı’nı tanımlayarak dünya tıp literatürüne giren ilk Türk bilim insanlarından biri olur.
Dr. Mazhar Osman ise Türkiye’de modern psikiyatrinin kurucusu olarak kabul edilir. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi denildiğinde akla gelen ilk isimdir.
Aslında bunun bir sebebi vardır. Tıp eğitimi yalnızca anatomi öğretmez; bir organizmanın nasıl ayakta kalacağını, hastalığın nasıl tedavi edileceğini öğretir. 1919’da İstanbul işgal altındayken tıbbiye öğrencileri şu soruyu sormuştur:
“Bedenimiz sağlıklı olsa ne yazar, vatanımız hasta olduktan sonra?”
İşte bu yüzden Türkiye’de hekimlik yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir aydınlanma ve sorumluluk meselesidir.
Nitekim yakın geçmişte yaşadığımız pandemi sürecinde Türk hekimleri ve sağlık çalışanları adeta bir cephede savaşır gibi mücadele ettiler. Günlerce evlerine gitmeden, ailelerinden uzak kalarak insan hayatını korumak için çalıştılar. Bu mücadelede pek çok hekim ve sağlık emekçisi görev başında hayatını kaybetti. Beyaz önlükler bir anlamda cephe üniformasına dönüştü.
Bugün doktorlarımız için güzel sözler söyleniyor, methiyeler diziliyor. Ama kuru sözler yetmez.
Kaza olur… Aman doktor!
Zehirlendiğini fark edersin… Aman doktor!
Çocuğun ateşlenir… Aman doktor!
Annen, babanın kalp masraflarını kaldırabilirsin… Aman doktor!
Nefes alamıyor… Aman doktor!
Psikolojin bozulur… Aman doktor!
Bir gelecek çıkar… Aman doktor!
Aman doktor da…
Her türlü bozuk hasta yakını tarafından darp edilen, ağır iş yükü altında çalışan, stres ve performans baskısı ile mücadele eden sağlık emekçilerinin özgürlüğünü kim savunacak?
Yine de biz, insan hayatı için yaşadıkları bu kutsal mücadele nedeniyle bugün onlara saygıyla selamlayalım.
Fedakârca görev yapan tüm sağlık emekçilerinin hak ettikleri şekilde çalışabilmeleri dileğiyle…
14 Mart Tıp Bayramı kutlu olsun.
Pandemi sürecinin başında hayatlarını kaybeden hekimlerimizi ve tüm sağlık emekçilerini rahmetle anıyorum.
Çünkü bir toplumsal sağlık, onu ayakta tutan hekimlerin emeğiyle mümkündür.
- Güle Güle Ülkü Aker, Biz Meydanlarda Yine Senin Şarkılarını Söyleyeceğiz
- Karlı Sokak’tan Sonsuzluğa 33 Yıl
- Sanata ve Sahneye Adanmış Bir Ömür: Haldun Dormen
- Soyadı Gibi Yüce Bir İnsanın Ardından
- Cumhuriyet bu toprakların kalp atışıdır
- Sessiz Çatlama
- Mirabel Kardeşler’in Mücadelesi Hala Sürüyor
- Cumhuriyet bu toprakların kalp atışıdır
- CHP İzmir ve Çeşme İlçe Kongrelerinin Ardından
- Kadın Başkan Kadın Adaya Karşı!
- 14 Mart Aynı Zamanda Bağımsızlık ve Direnişin Sembolü
- Patlarsa Allah’a Ismarladık